19 Mart 2017 Pazar

Osmanlı Döneminde Sanat Anlayışı

İslâm'da hat sanatıArap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatıdır. Hat, Arapça çizgi demektir. Hat sanatı Arap harflerinin 6. yüzyıl ila 10. yüzyıl arasında geçirdiği bir gelişme dönemiyle ortaya çıkmıştır. Devamı hattı daha güzel şekillerde, değişik kurallar çerçevesinde yerine ve zamanına göre geliştirmek olmuştur.
Hat sanatı ile uğraşan kişilere "hattat" denir.

Hat Sanatı Nasıl Yapılır?


Hat sanatı tamamen sanatçıya bağlı bir çalışmadır. Önemli olan yazılacak şeyin belirlenmesidir. Sanatçı yazılacak kelimeyi kâğıda yerleştirdikten sonra o anki ruh haline göre sembolleştirecek ve sonucunda da hat sanatı ortaya çıkacaktır. İşte bu tam anlamıyla bir ustalık gerektiren hat sanatının en önemli özelliğidir. Bu özelliği dolayısıyla her yetenekli kişinin hat sanatı yapamaması açıklanmış olur. Hat sanatında harflerin sembolleştirilmesi ya da sembolün harfe uygulanması yatar. Kişi bunu hayal dünyasında canlandıramaz ve canlandırdığı halde bunu kâğıda dökemezse hat sanatı amacına ulaşamamış olacaktır.

Bu anlamda hat ustalarının önemi oldukça büyüktür. Herkesin yapabileceği bir şey olmayan hat sanatı, ustasından öğrenilmesi gereken bir zanaattır. Kişi ustayı iyice gözlemler, yetişir ve hayal dünyasını hat sanatı ile birleştirirse hat ustası olmaya aday olabilecektir. Bu açıdan bakıldığında hat sanatının kursu olamayacağı açıktır. Hat sanatı kişinin yetenekli, hayal gücünü özgürce dışa vurabilen bir kişilikte olmasını gerektirir ki hayal dünyasının kurulması bile bu kadar zorken dışa vurmak hiç de kolay değildir.

Tezhip sanatı nedir?

Tezhip Farsça bir kelimedir. Altın ile süsleme anlamına gelen tezhip, Ferman, berat ve Kur’an ayetleri gibi değerli evrak ve levhaların yüksek manevi değerini ifade etmek amacıyla gelişen bir sanat dalıdır.
Kanuni Sultan Süleyman Devri (1520-1566) tezhip sanatının en parlak dönemlerindendir. Tezhip çalışmalarında, özellikle zahriye, serlevha, sure başları ve hatime sahifelerinde zengin bir işçilik ön plana çıkar. Altının çokça kullanıldığı bu dönemin karakteristik rengi laciverttir.
Tezhipte temel malzeme  altın ya da boyadır. Altın, dövülerek ince bir tabaka haline getirilmiş varak olarak kullanılır. Altın varak su içinde ezilip jelatinle karıştırılarak belli bir kıvama getirilir. Boya ise genellikle toprak boyalardan seçilirdi. Sonraları sentetik boyalar da kullanılmıştır.

 


Ferman, kelime itibariyle emir, irade, buyruk anlamlarını taşır, islamiyeti kabul ettikten sonra ilhanlılar tarafından kullanılan bu kelime, Osmanlılar'a da onlardan geçmiştir. Kısaca ferman; herhangi bir konuda Sultan'ın "Alamet-i Şerif" denilen tuğralı emri demektir. Üzerinde padişahın kendi el yazisi ile bir ibare de bulunan fermanlara "Ferman-i Hümayun" denir. Osmanlılar'da divani hat ile yazılması gelenek olan fermanlar kısaca şu sırayla kaleme alınırlardı.

M.Ö. 3000 yılının ilk yarısında mimari ile tanışan çiniler, İslam mimarisinde M.S. 9. Yüzyılda kullanılmaya başlamıştır.  Selçuklular'ın 1071'de Bizanslılar`ı yenmesinden sonra Anadolu, hem Selçuklular hem de çiniler için yeni bir vatan olmuştur. Bu topraklardaki çini sanatı, 13. Yüzyılda Selçuk mimarisinin doruğa ulaştığı dönemde gelişmiş ve buna bağlı olarak da pek çok camii, medrese, türbe ve saray duvarları çinilerle bezenmiştir. Başlıca turkuaz, kobalt ve mor renklerin kullanıldığı geometrik desenli çini ve çini mozaikler iç mekanlarda tercih edilirken dışta da sırlı veya sırsız tuğlalar kullanılmıştır. 14. yüzyılda Anadolu Çini sanatı Osmanlılar ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Türkler iç ve dış mimari süslemenin en renkli kolu olan çini sanatını, asıl büyük ve sürekli gelişmesini Anadolu Türk mimarisinde göstermiştir.
İznik çiniciliği İznik ve çevresinde yapılan kazılarda prehistorik çağlardan kalan seramik parçaları ortaya çıkarılmıştır. Bu kazılar sonucunda İznik te İ.Ö. 7000 li yıllarda seramik üretiminin Osmanlı mimari ürünlerinde yaygın olarak kullanılmıştır. İznikli çini ustaları Osmanlı Sarayı’nın himayesindeki kaşici başı tarafından bir locada örgütlendiler ve İstanbul ile diğer yerlerdeki bütün büyük yapıları çini ile süslemişlerdir. İznik çinilerinin desenleri ve renkleri Venedik ve Cenovalı tüccarların dikkatini çekmiş, çini ustaları bu talebi karşılamak için İznik surları dışında çini fırınları kurmuşlardır. 17.yy. dan sonra Osmanlı askeri ve ekonomik olarak zayıflaması ile çini fırınları da kapanmaya başlamıştır. İznik de geleneksel çini atölyeleri 1985 yılında Faik Kırımlı tarafından açılmış Eşref Eroğlu usta ile devam etmiştir. Rasih Kocaman , Adil Cangüven gibi ustalar dışında 1995 yılında İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı çatısı altında İznik çini ve araştırma merkezi kurulmuştur. Ayrıcı Uludağ Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulunda çini ve seramik konusunda eğitim verilmektedir.

Osmanlı Cam Sanatı


Sultan III. Mustafa ve onun oğlu Sultan III. Selim’in dönemlerinde başlayan Osmanlı’da cam sanayi kurma girişiminin öyküsünü Topkapı Sarayı Uzmanı Ömür Tufan anlatıyor. Yüzyıllar boyunca kullanım eşyası olarak üretilen cam ürünler, 19. yüzyıla kadar tüm dünyada hükümdarların ve maiyetlerindeki yöneticilerin desteklediği bir sanat dalı olarak varlık göstermiştir. Bir yandan cam üretimindeki ve işlenmesindeki teknik gelişmeler, diğer yandan beğenilerin değişmesi, yaratıcı bir sanat dalı olarak cam işçiliğinin tarihsel gelişimini belirlemiştir.


Osmanlı Döneminde Sanata Giriş




OSMANLI'DA SANATA GİRİŞ:

Anadolu Selçukluları döneminde Söğüt ve çevresine yerleşen Osmanlılar, 13.
yüzyıl sonlarında bağımsız bir devlet kurmuşlardır. Kısa sürede fetihlerle
genişleyen bu devletin başkentleri 1326 yılında Bursa, 1361 yılında Edirne ve
1453 yılında İstanbul olmuş; 16. yüzyıl ortalarında da Asya, Doğu Avrupa ve
Kuzey Afrika'ya kadar yayılan bir imparatorluk haline gelmiştir.

Osmanlı sanatının erken dönemden itibaren en belirgin özelliği, Ehli Hiref örgütündeki
nakkaşların hazırladığı desenlerin, saraya bağlı sanatçılar tarafından tezhipten
  madene, çiniden seramiğe, kumaştan halıya kadar tüm eserlerde uygulanması ile
üslup ve desen birliğinin sağlanmış olmasıdır. Erken Osmanlı eserlerinde en
yaygın süsleme motifleri, dal kıvrımları üzerinde stilize hatayi çiçekleri,
palmet ve lotuslarla zenginleştirilmiş rumi kıvrımları, geometrik kompozisyonlar
  ve 15. yüzyıl sonlarından itibaren çin bulutu motifleridir.

Klasik Osmanlı
üslubunun gelişmeye başladığı 16. yüzyıl ilk yarısında, Kanuni Sultan
Süleyman'ın nakkaşbaşı Şahkulu'dur ve bu dönemde Sazyolu denilen yeni bir üslup
oluşmuştur. Saz üslubunun ana motifleri hatayi, sivri uçlu iri kıvrık yapraklar
ve bazen aralarına serpiştirilmiş kuşlar ve efsanevî yaratıklardır. Pars
beneklerini simgeleyen üç benek (çintemani) ve kaplan postunu simgeleyen dalgalı
bulut motifleri bu dönemde yaygınlaşmıştır.
16. yüzyılın ortalarına doğru
nakkaşhanenin başına geçen Kara Memi'nin eserlerinde görülmeye başlanan lale,
gül, sümbül, bahar açmış meyva ağaçları, selvi gibi naturalist çiçek desenleri
Osmanlı sanatının ana teması olmuştur. Bu naturalist çiçekler, simetri ve
sonsuzluk prensibine bağlı kalınarak, belirli kompozisyon şemaları içinde
uygulanmıştır. Motifler tek tek kayan eksenler üzerinde yer almakta, dikey
olarak uzayan dal kıvrımları üzerinde sıralanmakta veya madalyonlar içinde
düzenlenmektedirler.
Duraklama içinde geçen 17. yüzyıldan sonra, Lale Devri
olarak adlandırılan 18. yüzyıl başlarında, 16. yüzyılın muhteşemliği yeniden
canlandırılmaya çalışılmıştır. Batı ile ilişkilerin gelişmesi sonucu Avrupa
sanatının etkileri görülmeye başlamaktadır. Klasik dönemin çiçek motifleri buket
  biçiminde düzenlenmiş, renk tonlamaları ile ışık-gölge etkisi verilmiştir.
Meyve  dolu tabaklar, perspektifin verildiği manzara resimleri, minyatür
sanatçısı Levnî'nin eserlerinde karşımıza çıkan eğlence ve giyim-kuşam biçimini
yansıtan  sahneler dönemin sevilen temalarıdır.
Avrupa sanatına ve yaşam
biçimine  duyulan ilginin 18. yüzyıl sonlarında giderek artması ile sanatta Türk
Rokokosu  olarak adlandırılan üslup yaygınlaşmıştır. Çiçekli girlantlar, iri
akantus  yaprakları, meyve dolu sepet ve tabaklar, kurdele ve fiyonklar,
istiridye  kabukları, bereket boynuzları mimariden küçük sanatlara kadar tüm
sanat  dallarında uygulama alanı bulmuştur.

Osmanlılar’da gelişen sanat dalları; mimari, edebiyat, minyatür, musiki, tezhip, çinicilik,
hattatlık,  cam, seyirlik oyunlar ve tiyatrodur.

Zanaat dalları ise; dokuma,  halı, cilt, maden ve ahşap işleridir.