Hat sanatı ile uğraşan kişilere "hattat" denir.
Hat Sanatı Nasıl Yapılır?
Hat sanatı tamamen sanatçıya bağlı bir çalışmadır. Önemli olan yazılacak şeyin belirlenmesidir. Sanatçı yazılacak kelimeyi kâğıda yerleştirdikten sonra o anki ruh haline göre sembolleştirecek ve sonucunda da hat sanatı ortaya çıkacaktır. İşte bu tam anlamıyla bir ustalık gerektiren hat sanatının en önemli özelliğidir. Bu özelliği dolayısıyla her yetenekli kişinin hat sanatı yapamaması açıklanmış olur. Hat sanatında harflerin sembolleştirilmesi ya da sembolün harfe uygulanması yatar. Kişi bunu hayal dünyasında canlandıramaz ve canlandırdığı halde bunu kâğıda dökemezse hat sanatı amacına ulaşamamış olacaktır.
Bu anlamda hat ustalarının önemi oldukça büyüktür. Herkesin yapabileceği bir şey olmayan hat sanatı, ustasından öğrenilmesi gereken bir zanaattır. Kişi ustayı iyice gözlemler, yetişir ve hayal dünyasını hat sanatı ile birleştirirse hat ustası olmaya aday olabilecektir. Bu açıdan bakıldığında hat sanatının kursu olamayacağı açıktır. Hat sanatı kişinin yetenekli, hayal gücünü özgürce dışa vurabilen bir kişilikte olmasını gerektirir ki hayal dünyasının kurulması bile bu kadar zorken dışa vurmak hiç de kolay değildir.
Tezhip sanatı nedir?
Tezhip Farsça bir kelimedir. Altın ile süsleme anlamına gelen tezhip, Ferman, berat ve Kur’an ayetleri gibi değerli evrak ve levhaların yüksek manevi değerini ifade etmek amacıyla gelişen bir sanat dalıdır.
Kanuni Sultan Süleyman Devri (1520-1566) tezhip sanatının en parlak dönemlerindendir. Tezhip çalışmalarında, özellikle zahriye, serlevha, sure başları ve hatime sahifelerinde zengin bir işçilik ön plana çıkar. Altının çokça kullanıldığı bu dönemin karakteristik rengi laciverttir.
Tezhipte temel malzeme altın ya da boyadır. Altın, dövülerek ince bir tabaka haline getirilmiş varak olarak kullanılır. Altın varak su içinde ezilip jelatinle karıştırılarak belli bir kıvama getirilir. Boya ise genellikle toprak boyalardan seçilirdi. Sonraları sentetik boyalar da kullanılmıştır.
Ferman, kelime itibariyle emir, irade, buyruk anlamlarını taşır, islamiyeti kabul ettikten sonra ilhanlılar tarafından kullanılan bu kelime, Osmanlılar'a da onlardan geçmiştir. Kısaca ferman; herhangi bir konuda Sultan'ın "Alamet-i Şerif" denilen tuğralı emri demektir. Üzerinde padişahın kendi el yazisi ile bir ibare de bulunan fermanlara "Ferman-i Hümayun" denir. Osmanlılar'da divani hat ile yazılması gelenek olan fermanlar kısaca şu sırayla kaleme alınırlardı.
M.Ö. 3000 yılının ilk yarısında mimari ile tanışan çiniler, İslam mimarisinde M.S. 9. Yüzyılda kullanılmaya başlamıştır. Selçuklular'ın 1071'de Bizanslılar`ı yenmesinden sonra Anadolu, hem Selçuklular hem de çiniler için yeni bir vatan olmuştur. Bu topraklardaki çini sanatı, 13. Yüzyılda Selçuk mimarisinin doruğa ulaştığı dönemde gelişmiş ve buna bağlı olarak da pek çok camii, medrese, türbe ve saray duvarları çinilerle bezenmiştir. Başlıca turkuaz, kobalt ve mor renklerin kullanıldığı geometrik desenli çini ve çini mozaikler iç mekanlarda tercih edilirken dışta da sırlı veya sırsız tuğlalar kullanılmıştır. 14. yüzyılda Anadolu Çini sanatı Osmanlılar ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Türkler iç ve dış mimari süslemenin en renkli kolu olan çini sanatını, asıl büyük ve sürekli gelişmesini Anadolu Türk mimarisinde göstermiştir.
İznik çiniciliği İznik ve çevresinde yapılan kazılarda prehistorik çağlardan kalan seramik parçaları ortaya çıkarılmıştır. Bu kazılar sonucunda İznik te İ.Ö. 7000 li yıllarda seramik üretiminin Osmanlı mimari ürünlerinde yaygın olarak kullanılmıştır. İznikli çini ustaları Osmanlı Sarayı’nın himayesindeki kaşici başı tarafından bir locada örgütlendiler ve İstanbul ile diğer yerlerdeki bütün büyük yapıları çini ile süslemişlerdir. İznik çinilerinin desenleri ve renkleri Venedik ve Cenovalı tüccarların dikkatini çekmiş, çini ustaları bu talebi karşılamak için İznik surları dışında çini fırınları kurmuşlardır. 17.yy. dan sonra Osmanlı askeri ve ekonomik olarak zayıflaması ile çini fırınları da kapanmaya başlamıştır. İznik de geleneksel çini atölyeleri 1985 yılında Faik Kırımlı tarafından açılmış Eşref Eroğlu usta ile devam etmiştir. Rasih Kocaman , Adil Cangüven gibi ustalar dışında 1995 yılında İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı çatısı altında İznik çini ve araştırma merkezi kurulmuştur. Ayrıcı Uludağ Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulunda çini ve seramik konusunda eğitim verilmektedir.
Osmanlı Cam Sanatı
Sultan III. Mustafa ve onun oğlu Sultan III. Selim’in dönemlerinde başlayan Osmanlı’da cam sanayi kurma girişiminin öyküsünü Topkapı Sarayı Uzmanı Ömür Tufan anlatıyor. Yüzyıllar boyunca kullanım eşyası olarak üretilen cam ürünler, 19. yüzyıla kadar tüm dünyada hükümdarların ve maiyetlerindeki yöneticilerin desteklediği bir sanat dalı olarak varlık göstermiştir. Bir yandan cam üretimindeki ve işlenmesindeki teknik gelişmeler, diğer yandan beğenilerin değişmesi, yaratıcı bir sanat dalı olarak cam işçiliğinin tarihsel gelişimini belirlemiştir.
| OSMANLI DOKUMA SANATI |
| Dokuma sanatı, halıyla beraber göçebe yaşantısının önemli bir parçasıdır. Lüks kumaşın, İslâm geleneğinde de önemli bir yeri vardır. Anadolu, Ortaçağ'da oldukça tanınmış bir kumaş üretim merkezi olmasına rağmen bu dönemden kalan kumaş örneği yok denecek kadar azdır. Bilinen en önemli parça, üzerinde Alâeddin Keykubat için yapıldığı yazılı olan bir kadife dokuma parçasıdır. Bu parça bugün Lyon Dokuma Müzesi'nde sergilenmektedir. Kırmızı zemin üzerine altın telle dokunmuş arslan motifleri ve bitkisel arabesk doldurulmuş daire dizileri bulunan bu kumaşın, Selçuklu saraylarının özel dokuma tezgâhlarında dokunmuş olabileceği kabul edilmektedir. XIII. yüzyılda Marco Polo, XIV. yüzyılda da İbni Batuta gibi gezginler Anadolu'nun ipek, kadife ve diğer kumaşlarının ününden söz ederler. Bunlar içinde Denizli bölgesinin özellikle şöhret kazandığı anlaşılmaktadır. Osmanlı sultanlarının öldükten sonra saklanması adet olan elbiseleri Saray'da kullanılan kumaşların niteliklerini görmemize yardım etmektedir.Halkın giyim biçiminden, yaşayışından tamamen farklı durumda olan padişah, hanedan ile Saray mensuplarının elbiseleri için özel olarak dokutulan kumaşlara “saray kumaşları” denir. Bu gruba şüphesiz Osmanlı Sarayları'nın tefrişi için dokutturulan kumaşları da katmak gerekir. Saray kumaşlarına benzer ürünlere halk için çalışan diğer atölye imalâtında rastlansa bile, Saray'a ait kumaşlar gerek süsleri gerekse kullanılan malzemenin zenginliği ile diğerlerinden üstün olurdu. Padişah ve saraylı tüm giysilerinin belli kurallara bağlı olması nedeniyle,özellikle Padişah'ın günlük kıyafetlerinde, tören elbiselerinde kumaş cinsine ve desenlerine büyük titizlik gösterilmesi saray tegâhlarının gelişmesinde önemli rol oynamıştır. İmparatorluk büyüdükçe imalât çeşitlenmiş ve zenginleşmiştir. Buna karşılık önce tamamen amatörce yapılan dokumacılık halkın şehirleşmesi sonucunda tüm gereksinmeleri karşılayan profesyonel, güçlü bir sanat kolu haline gelmiş; XV. yüzyılda Bursa, kadife, ipekli ve diğer kumaşların üretiminde birinci planda önemli bir üretim merkezi olmuştur. Topkapı Sarayı'nda Fatih'e ait, kadife, çatma adı verilen kumaştan yapılmış ve kırmızı zemin üzerine sırma ile işlenmiş motiflerle süslü kaftanlar Bursa menşelidir. Diğer alanlarda olduğu gibi, Osmanlı Dokuma Sanatı'nın da en gelişmiş olduğu dönem XVI. yüzyıldır. Bursa bu yüzyılda da dokuma alanında öncülüğünü korumaktadır. Kaynaklara göre, bu dönemde çatma, kadife, atlas, çuha, kemha gibi cinslerin en güzel örnekleri Bursa'da üretilmiştir. Bursa kumaşlarının ünü XVI. ve XVII. yüzyıllarda Macaristan, Lehistan, Fransa ve İtalya'ya kadar yayılmıştır.Genellikle çiniler üzerinde görülen motifleri, daha değişik oranlar ve dekoratif düzenler içinde işleyen Bursa kumaş atölyelerinin yanında artık İstanbul'da Saray'ın kendi imalâthaneleri de vardır. Özellikle sırma ve simle dokunan ve “seraser” denilen kumaşı, “çatma” denilen kadifeleri, “kemha” isimli ipekli ve “serenk” adındaki düz kumaşları dokuyan İstanbul atölyelerinin iplik ihtiyacı Bursa'dan karşılanmaktaydı. Şüphesiz Saray'a bağlı olmayan dokuma tezgâhları da çoktu. III. Murat devrinde (1574-1595) İstanbul'da 268 tezgâh olduğu ve bunlardan 88 tanesinin Saray'a bağlı olduğu ilgili fermanlardan anlaşılmaktadır. İmparatorluğun muhtelif şehirleri, kendilerine göre, değişik dokumalarıyla ün yapmışlardı. Bursa ipekli ve kadife kumaşlarıyla, İstanbul Saray için dokuduğu lüks kumaşları ve “diba” adı verilen atlas kumaşlarıyla , Batı Anadolu'da Bergama, Soma, Denizli pamuklu dokumalarıyla, Ankara “sof” adı verilen yünlüleriyle, Sakız adası yine atlas kumaşlarıyla, Amasya “benek” adı verilen desenli kumaşlarıyla tanınmıştı. Osmanlılar'da dokuma sanatı XVIII. yüzyıla kadar geleneklerini korumuştur. Fakat imparatorluğun ekonomik imkânlarının sınırlanması ile lüks kumaş üretiminin azalması arasında da doğru orantılı bir ilişki görülür. Avrupa kumaşları XVI. yüzyıldan itibaren Türk piyasasına girer ama yerli dokumanın yerini alması XVIII. yüzyıldan sonradır. 1842'de Hereke'de kurulan ipekli kumaş fabrikası ile el tezgâhlarının sonu görünmüştür. Topkapı Sarayı Müzesi'nin Padişah Elbiseleri seksiyonunda sergilenen yaklaşık 2500 parça eşyanın çoğunu, saray için dokutulmuş en ağır ve en güzel kumaşlardan yapılmış kaftanlar teşkil eder. Sultan giysilerinde kullanılan kumaşlar, dokuma tekniği ve kullanılan malzeme çeşidi itibarıyla atlas, çatma, seraser, serenk, selimiye, kemha ve gezi adlarıyla anılmaktadır.İlk zamanlar sade olan Padişah Giysileri sonradan daha albenili olmuştur.İçi kürklü, dışı seraser, atlas, gezi gibi değerli kumaşlardan yapılan uzun kollu (yen), önden açık , kıymetli taşlarla süslü , düğmeli ve yanları yırtmaçlı “kapaniçe” isimli kaftanlar içe ve dışa giyilmek üzere iki cinstir.Dışa giyilenler “Merasim Kaftanları”dır.Bunlar altın telli çatma veya seraserden yapılmış olup kol üzerinden, omuzdan aşağıya kaftan boyu kadar ikinci bir kol (yen) taşımaktadır. Yenin görünüşe ihtişam katmak ve Osmanlı İmparatorluğu merasim usulüne göre bayramlarda ve culûslarda öpülmek gibi tarihî bir rolü vardı.Tanzimat (1839)'tan sonra bu adet kalkmış ve taht saçağı öpülmeye başlanmıştır. Topkapı Sarayı Padişah Elbiseleri seksiyonunda sergilenen II. Beyazıt'ın çok renkli, bitkisel motifli kemha kaftanı ile IV. Murat'ın kırmızı zemin üzerine sırma motiflerle işlenmiş kemha kaftanı Türk Dokuma Sanatı'nın tanınmış örnekleri arasındadır. |







